1920’li yıllarda Anadolu, Kurtuluş Savaşı’nın zorlu günlerinden geçiyordu. Düşmanla dört bir yanda çarpışmalar sürerken, 1. İnönü Savaşı’nda Yunan Ordusu’na büyük bir darbe indirilmiş, milletin morali yükselmişti. İşte böyle bir dönemde, halkın bağımsızlık ruhunu güçlendirecek ve ulusal bilinci pekiştirecek bir marşa ihtiyaç vardı.

1921 yılında Milli Eğitim Bakanlığı tarafından düzenlenen “İstiklal Marşı Yazma Yarışması”, bu amaçla açıldı. Yarışmayı kazanan şaire 500 lira ödül verilecekti. Dönemin Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi Bey’in isteğiyle arkadaşı Hasan Basri Bey, Mehmet Akif Ersoy’i yarışmaya katılmaya ikna etti. Akif Bey, ödül teklifine rağmen marşı para için değil, vatan sevgisi için yazmak istedi.

Ve nihayet, 12 Mart 1921 Cumartesi günü saat 17.45’te İstiklal Marşı resmen ulusal marş olarak kabul edildi. Mehmet Akif Ersoy, kazandığı 500 liralık ödülü ise Hilal-i Ahmer bünyesindeki Dar’ül Mesai vakfına bağışladı; burası, kadın ve çocuklara meslek öğretmekte ve cepheye elbise dikmekteydi.

2026 yılı itibarıyla, milletimizin özgürlük ve bağımsızlık ruhunu her kıtasıyla yansıtan İstiklal Marşı’nın kabulünün tam 105. yılı. Bu marş, bugün de her bayrak dalgalanışında, her milli coşkuda bizimle birlikte.